MEKKE-İ MÜKERREME'DE KURBAN BAYRAMI


Allahu Teâlâ hazretlerinin, biz mü’min kullarına armağan ettiği iki mübarek bayramdan biri Ramazan bayramı (ıydü’l-fıtr), diğeri de Kurban bayramıdır (ıydü’l-adhâ). Birincisi, kameri aylardan Ramazan bitince, Şevval’in başında, ikincisi ise hicrî takvimin son ayı olan Zilhicce’nin on, on bir, on iki ve on üçüncü günlerindedir.

Hac yapacak müslümanlar Zilhicce’nin sekizinde Mekke civarındaki Mina’ya gelir, burada Peygamber Efendimizin sünneti üzere öğle, ikindi, akşam, yatsı ve ertesi arefe gününün (Zilhicce’nin dokuzuncu gününün) sabah namazını kılar, Arafat’a doğru, “Lebbeyk Allâhümme lebbeyk... emrettin, geliyorum, tekrar tekrar sana itaat ve icabetimi arz ediyorum ya Rab!” diye diye, aşk ile şevk ile gözyaşlarıyla, haşyet ve huşu ile edep ve hudû ile seller gibi akar giderler.

 

Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün, bu Kurban bayramının arefesi olan gündür. Yüce Mevla bu mukaddes günde nice nice asi ve asim, müznip ve mücrim kulları lütuf ve keremiyle af ve mağfiret buyurur, rahmetine erdirir, rıza-yı barisi yönüne döndürür, cehennemden azat eder, ehl-i cennet arasına dâhil eyler. Bu ne büyük fevz ü felâhtır, ne muazzam mükâfattır, ne muhteşem devlet ve saadettir! Rabbim cümlemize nasip eylesin!

 

Arefe günü akşam namazından sonra ahali Arafat’tan Mekke tarafına doğru Müzdelife denilen mübarek mevkiye gelirler, geceyi orada geçirir, bayram sabahı namazını orada kılarlar, dua eder, vakfe yapar, sonra Mina’ya doğru akarlar; varsa oradaki çadırlarına gelir, “Cemre-i Akâbe” (büyük şeytan taşlama) vazifesini yapar, kurban kesmesi gerekenler kurban keser, sonra saçlarını tıraş eder, ihramdan kısmen çıkarlar, buna “tehallül-i evvel” (ilk serbest olma kademesi) denir; bazı ihram yasakları üzerlerinden kalkmış olur. Bütün yasaklı işlerin serbestleşmesi ancak farz tavafından sonra olacaktır. Bunu hacıların çok iyi bilmesi ve bu konuda çok dikkatli olması lâzımdır.

 

Mina’da ve Mekke-i Mükerreme’de bayram günleri diğer yerlerdekinden çok farklı, çok telaşlı ve çok izdihamlıdır; çünkü yüz binlerce insan aynı vazife ve ibadetleri yapmak için aynı mekânlarda bulunmak zorundadırlar. Bir ana-baba günü; mahşer yeri misali acayip, ibretli bir âlem... Dünyanın her yerinden, her cins ve tipten insan karşınızdadır; çok büyük bir imtihan yaşamaktasınızdır. Kibar olacaksınız, kimseyi ezmeyecek, üzmeyeceksiniz; ibadetlerinizi güzel yapacaksınız, şeytana uymayacaksınız, muazzam derecede sabırlı ve fedakâr olacaksınız. Kalabalıktan sıyrılmasını, tehlikelerden uzak durmasını bileceksiniz, vazifelerinizi yaparken sakin ve emin zamanları kollayacaksınız; işinizi iyi görecek, hata yapmamaya gayret edecek, bol bol zikir yapacak, ibadet edecek, hayır işleyecek, Allah’ın sevgisini, rızasını, takdirini, cennetini, cemalini kazanacaksınız. Zor, ama sonucu çok güzel!

 

Kötü iş yapmadan, günahlara bulaşmadan, çekişme ve çatışmaya, itişme ve kakışmaya, ceng ve cidale girişmeden; tatlı tatlı sözlerle, cömert cömert bağış ve ikramlarla, edepli edepli hareketlerle, takvalı, huşulu ibadetlerle, kalbi rikkatli, gözü yaşlı, davranışları dikkatli, niyeti halis, arkadaşlığı salih şekilde yapılan bir haccın mükâfatı mutlaka cennettir, şeksiz şüphesiz.

Hepinize böyle güzel, böyle mükemmel haclar, umreler temennî ederim.

Cenâb-ı Hak, cümlemizin bayramlarını mübarek eylesin; nice nice seneler, nice nice bayramlara sağlık ve afiyetle, devlet ve saadetle cümlenizi erdirsin; sevdiklerinizle beraberce, “ıydiniz Sa’îd, ömrünüz mezîd, her rûzunuz bir ıyd olsun”; erhamü’r-râhimîn Mevlamız hepimizi rahmetine mazhar kılsın; Habîb-i Edîbi Muhammed Mustafa’sına (sas.) firdevs-i âlâsında komşu eyleyip rıdvân-ı ekberine nail buyursun; çünkü asıl ve hakikî bayram odur.

(HZ.EŞ-ŞEYH MAHMUD ES'AD COŞAN HOCAEFENDİ -KS-)

Yorum (yok) Yorum yaz!

MAHMUD ESAD COŞAN VAKFI /AVUSTRALYA

Avustralya Mahmud Esad Coşan Vakfı, düzenlediği “4. Uluslararası Kurban Organizasyonu” ile kurban ibâdetinizi kolaylaştırma ve lâyıkıyla yerine getirme hizmetine devam ediyor.

Mahmud Esad Coşan Vakfı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Bu yıl koyuna ilave olarak büyükbaş cinsi kurban alternatifini de sunan vakfımız, fiyatı 150 Avustralya Doları olarak belirlemiştir (Yaklaşık 205 TL. Döviz kurlarına göre değişebilmektedir). Koyun ve büyükbaş hisse fiyatı aynıdır.

Kurban organizasyonumuza yalnızca kredi kartı ile web sitemiz
www.mecvakfi.org üzerinden kayıt kabul edilmektedir” denildi.

Bu yıl kurban organizasyonu kapsamında kesilecek koyun ve büyükbaş türünden kurban sayısının sınırlığı olduğunun vurgulandığı açıklamada,
“Bu nedenle, vekâlet ve ödeme işlemini tamamlamakta acele edilmesini önermekteyiz.

Bu yıl kurban organizasyonumuza bağış kabulü kotalara ulaşıldığı anda
veya ulaşılamaması durumunda 25 Kasım 2009 Çarşamba günü Türkiye saati ile 16.00'da sona erecektir” bilgisi verildi.

Kurban bağış ve vekalet işlemleri geçen yıl olduğu gibi bu yıl da internet üzerinden yapılacak. www.mecvakfi.org sitesini ziyaret edenler hem detaylı bilgiye sahip olabilecekler hem de kredi kartıyla kurban bağışında bulunabilecekler. İşlem sonucu alınacak referans numarası, kayıt, vekâlet ve ödeme işleminin tamamlandığı anlamına gelecek.

Mahmud Esad Coşan Vakfı, son 3 yıldır düzenlediği kurban organizasyonuyla Endonezya’daki yardıma muhtaç 117 bin 580 aileye yardım elini uzattı.

Detaylı bilgi ve kurban bağışı için www.mecvakfi.org sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Kurban ibadeti hakkında

Vekalet ve ödeme işlemi ile ilgili sık sorulan sorular

Geçmiş yıllarda gerçekleştirilen organizasyonlar hakkında bilgi ve görüntüler

3. Uluslararası Kurban Organizasyonu (1429/2008)

2. Uluslararası Kurban Organizasyonu (1428/2007)

Yorum (yok) Yorum yaz!

DUYURULAR

İSTANBUL BAHÇELİEVLER SEMTİNDE HER CUMA AKŞAMI SAAT 21:00 DA VERA İLİM KÜLTÜR VE AHLÂK DERNEĞİNDE (VERADER) FIKIH DERSLERİ YAPILACAKTIR KATILMAK İSTEYEN ERKEK İHVANLARIMIZ GELEBİLİRLER

ADRES

FERİT SELİM PAŞA CADDESİ. ITIR SOKAK. NO / 28

VERA İLİM KÜLTÜR VE AHLÂK DERNEĞİ

SOHBET BAŞLAYIŞ SAATİ:21:00

SOHBET BİTİŞ SAATİ:22:00

BAHÇELİEVLER YAYLA
_____________
İSTANBUL

(sohbetlerimiz şimdilik erkek kardeşlerimiz içindir)

Yorum (yok) Yorum yaz!

NİCE MÜBAREK RAMAZANLARA NİCE MESUT BAYRAMLARA

Nice Mübarek Ramazanlara, Nice Mesut Bayramlara

İslam Dergisi/Nisan 1992 


Zevkli, şevkli, feyizli, nurlu mübarek bir ay geçirdik. On bir ayın sultanı, mâh-ı gufrân: Ramazan! Mutlu ve mübarek bir bayrama doğru gidiyoruz.

Ümmet olarak sevindik, nurlandık, coştuk; camilere, ibadetlere koştuk, çok hayırlar işlemeye çalıştık. İbadet ve taatlerimizi rahîm ve kerim Rabbimiz, eksik ve kusurlarına rağmen, lütuf ve keremiyle ahsen ve etemm olarak kabul buyursun! O’nun ulu şanına şayeste ve yüce dergâhına layık ibadet ve âmâl-i sâlihayı yapmaya kim takat getirip güç yetirebilir ki hem bizim âciz ve naçiz ibadetlerimiz, O’nun sonsuz ihsan ve engin rahmeti, hadsiz ikram ve sayısız nimetleri karşısında ne kıymet ifade eder ki!

Sübhaneke mâ abednâke hakka ibâdetike yâ ma’bûd!
Sübhaneke mâ zekernâke hakka zikrike yâ mezkûr!
Sübhaneke mâ şekernâke hakka şükrike yâ meşkûr!
Sübhaneke mâ arafnâke hakka ma’rifetike yâ ma’rûf!
Sübhaneke ve bi-hamdike adede hâlkıke ve rıdâ nefsike ve zinete arşıke ve midâde kelimâtike yâ ekreme’l-ekremîn!

Oruçlarımızda, namazlarımızda, kıraât-ı Kur’ân-ı Kerîmlerimizde, hatimlerimizde, zikir ve tesbihlerimizde, hayır hasenâtımızda muhakkak ki nice nice hatalar, yanlışlar, kusurlar, noksanlar, gafletler, zelleler, ihmaller, kabahatler, bîedeplikler... vâki olmuştur, affet ya Rabbi, günah ve noksanımıza bakma; bizi haybet ve hüsrana uğratma; reddedip, mahrum kılıp ağlatma; lütfuna erdirip yüzümüzü güldür, müjdeyle beşarete erdirip sevindir, bayramımızı katmerli bayram eyle, sevincimizi hakikî sevinç, kazancımızı ilahî kazanç eyle!

 

Sen eyle anı kim sana yaraşır,
Ben ettim anı kim bana yaraşır!
Bizden isyan, senden ihsan!
Bizden dua, senden icabet.

 

Biz diken ektik, sen gül derlet yâ kerem kânı,
Yâ men izâ du’iye ecâbe ve izâ sü’ile a’tâ!94

 

Ne mutlu, ibadetlerini ihlasla, hudû ve huşû ile takva ve vera ile îfâ edenlere! Namazlarını aceleye ve gürültüye getirmeyip, tâdil-i erkâna riayet eyleyenlere!

Ne mutlu oruçlarını güzel tutanlara; harama bakarak, gıybet ederek, dedikodu yaparak, can yakarak, kalp yıkarak, edepsizlik ve ahlâksızlıklara bulaşarak zedeletmeyen, heba ettirmeyenlere!

Ne mutlu Ramazan’ın son on günü camilerde itikâflara girip, halvetlerde diz çöküp, tenhalarda göz yumup, boyun büküp, zikir ve fikir ile gece ve gündüzlerini ihya edenlere!

Ne mutlu kasasını, kesesini açıp zekâtını veren, hayrını sadakasını edâ kılıp, fakirleri sevindiren, yoksulların yüzünü güldüren, dinî hizmetleri malî yönden destekleyen, malıyla canıyla cidd ü cehd, gayret ve cihad edenlere!

Ne mutlu nefsini “emmâre”likten kurtarıp, “mutmainne”liğe eriştirenlere; nefsini zabt ü rabta alıp vücut iklimine akl-ı selîm sultanını hâkim kılan, şeytanı yenip, onun melun ordusunu münhezim ve perişan eyleyen, ahlâk-ı habîse ve seyyie ve kabîhayı bırakıp; ahlâk-ı hamîde ve hasene ve kerime ve makbule ile muttasıf ve müzeyyen olanlara!


Ne mutlu âyât-ı kerîme ve ehâdîs-i şerîfeleri, vaaz ve nasihatleri, öğüt ve ikazları, işaret ve irşatları dinleyip, anlayan, anlayıp uygulayan, güzel uygulayıp büyük ecir ve sevaplar kazananlara!Ne mutlu Ramazân-ı şerîfte kazandığı melekliği, Ramazan’dan sonra şeytanlığa döndürmeyen, hidayetten sonra dalalete sapmayan, uyandıktan sonra tekrar gaflete dalmayan, sevaplı işleri terk edip günahlara bulaşmayan, Allah’la ahdine sadakat gösterip vefasızlık etmeyen, basireti açıldıktan sonra tekrar körlüğe düşmeyen, sebatlı, vefalı, sabırlı, azimli, kararlı, istikrarlı mü’minlere!



Peygamberimiz Muhammed Mustafa (aleyhi ve alâ âlihî efdalü’s-salavâti ve ekmelü’t-teslîmât) Efendimiz hazretleri bildiriyor ki

“Kulun Ramazan’daki ibadetlerinin, Allah indinde makbul olmasının alâmeti; kulun hüsn-i hâlinin Ramazan’dan sonra da bozulmadan devam etmesidir.”


Eğer kul Ramazan’dan sonra gene iyi müslüman ise gene ibadet ve taatlerine aynı titizlikle, aynı zevk ve şevkle devam edebiliyorsa; demek ki ibadetleri kabul olmuş, demek ki mânevî maya tutmuş, fidan toprağa kök salmış, kurumamış, yaşıyor; demek ki yapraklanacak, çiçeklenecek, meyve verecek inşaallah!


Yüce Mevlamız sizi ibadetleri makbul olanlardan, dünya ve âhirette maksut ve muradına erenlerden eylesin!


Iyd-i Sa’îd-i fıtrınızı cân u gönülden tebrik eder, nice nice yıllara sevdiklerinizle birlikte sıhhat, afiyet, saadet, selamet ve devletle ulaşmanızı, nice nice kutlu Ramazanlara, mutlu bayramlara erişmenizi temennî ve niyaz eylerim.

HAZRET-İ EŞ-ŞEYH MAHMUD ES'AD COŞAN (KS) HAZRETLERİ
 



Yorum (yok) Yorum yaz!

RAMAZAN-I ŞERİF'İN SON GÜNLERİ


Aziz ve muhterem kardeşlerim!..

Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin selâmı, rahmeti, bereketi, lütfu, ihsânı, ikrâmı cümlenizin üzerinize olsun... Allah-u Teâlâ Hazretleri, ramazandan ayrıldığımız şu günlerde cümlemizi mağfûrîn zümresine dahil eylesin... Rahmetine erdirdiği bahtiyarların cümlesine bizleri de katsın...
Peygamber SAS Hazretleri ramazan ayını medhederken, bir hadis-i şerifinde buyurmuş ki: Bu öyle bir mübarek aydır ki, öyle bereket ve hayır ayıdır ki, Allah-u Teâlâ Hazretleri bu ayda rahmetini indirir, hatâları günahları affeder, duaları kabul eder. Kulların ibadetlerdeki yarışmasına, gayretine bakıp da, meleklerine: "Bakın, benim kullarım nasıl ibadet ve tâate koşuşturuyorlar, gayret ediyorlar!" diye öğünür. Bu ayda bu kadar rahmet kapıları açılmışken, göğün kapıları açılmışken, melekler bile kullara tevbe ve istiğfar ederken, şeytanlar bağlanmışken, bu kadar hayır imkânları varken, bunlardan istifade edememiş olan kimse hakîkaten, gerçekten şakîdir. Eşkıyâdandır yâni... Asıl eşkıyâ o kimsedir ki, bu ayın hayrından, bereketinden istifade edememiştir.
Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi o zümreden etmesin... Allah-u Teâlâ Hazretleri, bu ayın içindeki cûşa gelen rahmetinden, mağfiretinden cümlemizi hissemend ü hissedâr eylesin...
İçinde bin aydan daha hayırlı bir gecenin de bulunduğu bir ay geçirdik. Oruçlar tuttuk, Allah-u Teâlâ Hazretleri'nir rasûlü Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde orucu şöyle medhetmiş:
 "Hiç bir kul yoktur ki, sabaha oruçlu çıksın..." Bu oruç, bizim ramazanda tuttuğumuz farz oruca da şamildir, sair zamanlarda tuttuğumuz nafile oruçlara da --Allàh-u a'lem-- şamildir. "Sabaha oruçlu çıkan hiç bir kul yoktur ki, ona göğün kapıları açılmasın!" Allah-u Teâlâ Hazretleri onun için, ortadan mânevî mânileri kaldırır. Duaların göğe yükselmesine mâni olan sebepler vardır, göğün kapıları vardır; oradan geçemez. Ama Allah-u Teâlâ Hazretleri göğün kapılarını o oruçlu için açar.
"Oruçlunun bütün a'zâsı tesbih eder ve o ecri kazanır. Akşam oluncaya kadar, güneş örtünün arkasına gizleninceye kadar, güneş batıncaya kadar gökteki varlıkların hepsi, gök ehli oruçlu için tevbe istiğfar eder."
"Bir-iki rekât namaz kılsa oruçlu, gökler onun için nur saçarlar. Onun cennetteki nasîbi olan hûrileri derler ki: 'Yâ Rabbi, onu bize nasib et! Gelsin bize... Biz o oruçlunun görmesine müştak olduk.' derler.
Eğer 'Lâ ilâhe illallah' derse, 'Sübhânallah' derse, tekbir getirirse, 'Allahu ekber' derse; ona yetmişbin melek gelir, karşılar ve onun sevabını güneş batıncaya kadar yazar dururlar." Böyle bir mübarek ibadet ayını geçirdik. Hadis-i şerifi Hazret-i Aişe Vâlidemiz nakledivermiş.
Peygamber SAS Hazretleri Ebû Hüreyre RA'ın bize bildirdiğine göre, buyurmuş ki: "Yanında benim adım anılmış olup da, bana salât getirmemiş olan kulun, burnu yerlere sürtsün!.."
Allàhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû biihsânin salâten ve selâmen dâimeyni mütelâzimeyni ilâ yevmid dîn...
Peygamber Efendimiz'in adı her anıldıkça, ona salât ü selâm getirmemiz lâzım! Çünkü, dinimizin direği Rasûlüllah'a muhabbet üzere kuruymuştur. Yâni, Peygamber Efendimiz'e sevgi ve muhabbet olmadan, bağlılık olmadan, sünnetine sarılma olmadan, insanın bir mertebe kazanması, bir merhale katetmesi mümkün değildir. Aynı şekilde, tasavvufta ilerleme de tıpkı bunun gibidir, şeyhine muhabbetle olur.
Hadis-i şerifin devamında deniliyor ki: Yine buyurmuş ki Peygamber Efendimiz: "O adamcağızın, zavallının burnu yerlere sürtsün ki, ramazan ayı ona gelmiştir de, sonra çıkıp gitmiştir; fakat kendisine mağfiret olunmamıştır. Yâni, Allah'ın rahmetini, mağfiretini kazanamamış olan adamın burnu yerlere sürttü veya sürtsün!" Dua da olabilir. Zâten perişanlığa uğramış kendisi... Hali ifade de olabilir. Yâni, yazıklar olmuştur, ramazanın hayrından istifade edemeyen kimseye... Burnu yerlere sürtmüştür, mahvolmuştur o insan...
"O adamın da burnu yerlere sürtsün veya sürtmüştür ki, ana babası onun yanında yaşamışlardır, yaşlanmışlardır, yaşlılığa ermişlerdir de; o çocuk, anne babası sağ iken onlara hizmet edip de cenneti kazanamamıştır."
Burda tabii, hem ramazanın ne kadar kıymetli olduğunu anladık bu hadis-i şeriften... Hem de Peygamber SAS Efendimiz'e muhabbetin, salât ü selâm getirmenin ve ana babaya hürmet ve hizmet etmenin ne kadar sevablı olduğunu anlamış olduk.
Bildiğiniz gibi, hadis-i şeriflerde bize bildirildiği gibi, hac daha önceki hac ile aradaki günahların affına sebeptir. Ramazan daha önceki ramazanla arada işlenmiş günahların affına mağfiretine sebeptir. Önceki ramazandan bu ramazana kadar işlediğimiz günahlar, bu ramazanda affolunuyor. Bütün senenin günahları affolunuyor. Cuma da bir önceki cuma ile aradaki günahların affına sebeptir.
Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin rahmeti bu kadar geniştir. Yoksa, bu kadar günahla, kusurla, kabahatle insanın cennete girmeğe imkânı mı olurdu!.. Bu kadar affettirici şeyler oluyor da, ondan dolayı insan böyle cennete cemâle eriyor.
Bir başka hadis-i şerifte Peygamber SAS Hazretleri buyurmuş ki: "Kim hac veya umre yapar da, o senesinde ölürse cennete girer." Çünkü hacca gitti, umreye gitti, temizlendi, paklendi. O sene içinde ölürse, cennete girer.
"Kim ramazan orucunu tutar da ölürse, cennete girer."
"Kim gazâya giderse, cihada giderse ve o senesinde ölürse, cennete girer."
Ramazan ayı orucu böyle kıymetli bir oruçtur.
Yine hadis-i şeriflerden; ramazan geldi geçti ama, bundan sonrakiler için ibret olsun diye, hatırda şimdi daha iyi kalır diye söylüyorum:"Kim ramazan orucunu tutarsa, ama sınırlarını kollarsa, hudutlarına tecâvüz etmezse; ramazan orucunun hakkını verip de yasaklarına tecâvüz etmezse, ayak basmazsa ve orucun sakınılması gereken şeylerinden de sakınırsa, eski günahları affolunur."
Demek ki, orucun şartlarına riayet edecek idi oruçlu... Şartları vardı ve korunması gereken şeylerini koruyacaktı, orucun ahkâmına riayet edecekti. O ahkâm nedir, ordan şöyle bir küçük kapı açıvereyim! Peygamber Efendimiz buyurmuş ki: "Beş şey oruçlunun orucunu sanki yemek yemiş de bozmuş gibi sevabını giderir. Beş şey:
1. Yalan... Yalan söyledi mi, gitti sevabı...
2. Gıybet... Başkasının arkasından velev haklı bir kusuru da olsa onu söylemek, onun hoşlanmayacağı şeyleri arkasından konuşmak...
3.) Söz taşımak, onun sözünü buna, ötekisinin sözünü berikisine naklederek, koğuculuk yaparak ara bozmak...
4. Şehvet ile bakmak...
5. Yalan yere yemin etmek... Millet alışmış, en küçük şeylerden yemin etmeğe; "Vallàhi... Billâhi... Tallàhi..." diye yemin ediveriyor. Halbuki orucun sevabını gideriyor.
Oruç tutan kimsenin nefsine hakim olması gerekiyordu, ahlâkını güzel yapması gerekiyordu, dilini tutması gerekiyordu. Öyle o şartlarına riayet etmiş olduğu takdirde, oruç ona eski günahlarını affettirecek, rağmet-i ilâhîye, mağfiret-i Rahmân'a erdirecekti.
Hele hele ramazan ayının içinde, son on gününde, bin aydan daha hayırlı bir gecenin olduğu hadislerde bildirilmiş. Kadir gecesinin olduğu biliniyor. Zamanı saklanmış ama, "Son on gününde arayın!" demiş Peygamber SAS Efendimiz... Kendisi de bize nümûne olsun diye ramazanın son on gününde evinden çıkmış, mescide gelmiş, mescide yerleşmiş. Mescidde yatmış, kalkmış, yemiş, uyumuş, uyanmış, ibadet etmiş. Çünkü hadis-i şerifte geçer ki, "Bir kul namazı beklediği müddetçe namazdadır."
Şimdi biz oturduk burda bekliyoruz. Ne yapıyoruz?.. Tıpkı oturup kalkıp rükûsuyla, secdesiyle namaz kılıyormuşuz gibi huzurdayız şu anda... O ecri kazanıyoruz, çünkü bayram namazını bekliyoruz, vakti gelsin diye bekliyoruz. Mescidde iken insan bir namazı beklerken, namazda gibi oluyor, namaz kılıyor gibi oluyor.
İşte i'tikâfa giren insan da ister namaz kılsın, ister kılmasın; ister uyusun, ister tesbih çeksin, Kur'an okusun, ibadet etsin hepsi bir... O mescidde olduğu müddetçe büyük ecirlere eriyor i'tikâf eden kimse...
Onun için Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş ki: O kadar büyük ki sevabı, Allah bu sene kaçıranlara bir dahaki sene nasib eylesin... Bu buyruğu tutanlara, yapnlara da ecr-i cezîl, sevab-ı kesîr ihsân eylesin... Ramazanın sonunda i'tikâf edenlere bu müjdeyi yazmadan geçemedim, hadisleri karıştırırken: "Ramazanın son on gününde i'tikâf edenlere iki hac ve iki umre sevabı vardır." buyuruyor Peygamber SAS Efendimiz... Bir hac değil, iki hac ve iki umre!..
Ne mutlu Allah'ın yolunda yürüyenlere, öyle o ibadetleri ihyâ edip Peygamberimiz'in sünnetine tâbî olanlara!..
Bir de şu anda biliyorsunuz ramazan bitti, bayramın birinci günündeyiz. Biraz sonra bayram namazını kılacağız. Şevval ayıdır bu ay... Arabî aylardan ramazan ayından sonra gelen ay, şevval ayıdır. Bu husussta hadis-i şerifler vardır ki, "Bu şevval ayında kim altı gün oruç tutarsa, bütün sene hiç iftar etmeden hep oruç tutmuş gibi olur." Peşpeşe de olur, ayrı ayrı da olur; yâni peşpeşe olma mecburiyeti de yoktur. Bugün hariç, bayramın ilk günü oruç tutmak yasaktır. Bayram edeceğiz, sevinç günüdür. Sonra tutulacak.
Şöyle izah ediyorlar ki: Ramazan otuz gün... Bire on olduğuna göre sevabı, üçyüz gün... Altı da burdan, o da altmış gün... Sanki 360 gün, bütün sene oruçluymuş gibi ecir kazanıyor insan... İnşaallah bu şevval orucunu da tutalım!..
Bu hususta Ahmed ibn-i Hanbel Hazretleri'nin kitabında hadis var, Müslim'in meşhur sahih kitabında var, Ebû Dâvud'da var, Neseî'de var, Tirmizî'de var, İbn-i Mâce de var, İbn-i Hibbân'da var... Hem de râvisi Ebû Eyyûb diyor. Allahu a'lem, bu bizim beldemizin medâr-ı iftihârı, başımızın tâcı Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri'dir râvisi...
Bu orucu tutalım!.. Bu kadar sağlam hadis kaynaklarında bu oruç zikredilmiş. Hani şöyle bir rahatladı mı, yeniden bir atılım yapacak müslüman... Öyle gevşemek yok, tekrar hamle yapacak!.. Çünkü içinde muhabbet var, sevgi var; onu boş durdurmaz olduğu yerde... Ramazan bitti, şevval orucunu tutarız. Bir dahaki ramazanı şevk ile bekleriz. İnşaallah, Allah o ramazana muhabbetimizden, şevkimizden, arzumuzdan; o oruca olan muhabbetimizden dolayı senemizi de oruçlu gibi sayar. Mâdem namazı beklerken insan camide, namazlı gibi sayılıyormuş; eh Allah'ın fazlu kereminden de umulur ki, ramazanı sevene de bütün sene oruçlu gibi Allah ecir verir.

HAZRET-İ HÜNKÂR HACI MAHMÛD ES'AD COŞAN (KS) HAZRETLERİMİZ

20 Haziran 1985 / 1 Şevval 1405

Yorum (yok) Yorum yaz!